Hani gecekondulardan; birbiriyle orantısız, kilim ve MTB desenli burası büyük bir köydür diye haykıran binalardan oluşmuş fiziki ortamlar vardır ya, bunları biz maddi olarak az gelişmişliğimize bağlarız, bunu anladık da, bu kaldırımları minimum 30 cm civarında yüksekliğe sahip, yüksek atlama rampası şeklinde, anlamsız renkler taşıyan taş kütleleri olarak ortaya çıkarmamızın nedeni ne öyleyse. Sonuçta bu kaldırım taşları en az gelişmiş ülkelerde bile var yani, bunu maddi imkansızlıklarla açıklayamayız. Bunu ancak kültür ve estetik kaygı yoksunluğuyla açıklayabiliriz.
Kaldırım konusunu bir kenara bırakırsak, şehirlerimizde plansız, gelişigüzel gelişen yeni yerleşim merkezleri her geçen yıl farklı manevi, kültürel ve estetik sorunlar çıkarıyor karşımıza. Hiçbir insanın son 80-90 yıldır yapılan hiçbir binaya bakınca içi açılmıyor. Kamu binalarının, okulların, hastanelerin bir mimari anlayışı, anlattığı bir şey olması gerekirken, hiçbir kamu binasının ruhsuz 4 duvar kombinasyonundan başka anlatabildiği bir şey yok. Kamuya ait bir hastaneye, bir okula bakıldığında tam anlamıyla insanın içi kararıyor. Böyle bir fiziki ortamda insan hangi estetik kaygısını giderebilir, ne şekilde kendini iyi hissedebilir? Hiçbir estetik kaygısını gideremez, hiçbir şekilde kendini iyi hissedemez. Hani bir ülkede kamu binaları bile, üç metrekarelik, koca pencereler ve şekilsiz, ruhsuz, dümdüz duvarlardan müteşekkil oluyorsa, bu ülkenin halktan insanlarının nasıl yerleşim mekanları oluşturacağını düşünmeye bile gerek yoktur. Sonuç insan gözü açısından kesinlikle korkunç ve tırmalayıcı bir özellik taşıyacaktır. Bu noktada bir yazarımızın verdiği örneği vermek bana göre son derece etkili olacaktır. Bu yazarımız, İtalya ve Roma’da yaşayan bir çocuğu örnek olarak vererek, bu çocuğun okula giderken çeşitli estetik ve mimari anlayışı yansıtan birçok bina gördüğünü, bu çocuğun o yaşta barok, gotik, modern vb. mimari üslupları bilemeyeceğini fakat estetik olarak bir doygunluğa ulaştığını ve gözlerinin mimari ve sanatsal bir terbiyeye aşina olarak büyüdüğünden bahseder. Bundan sonra da Türkiye’de böyle bir şeyin mümkün olmadığından yakınır. Bence bu, çok çarpıcı bir örnektir. Gerçekten de, tıpkı yukarıda bahsedildiği gibi Türkiye’de okula giderken mimari açıdan insan gözüne hoş gelebilecek bir bina bulmayı bırakın, okula gittiğinizde bile böyle doyurucu bir mimari kütleyle karşılaşamıyorsunuz ne yazık ki...
25 Mart 2007 23:58
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder